16 Mart 2012 Cuma

Kim? ne? nerede?

kimsin? sen, evet sen? kimsin? kimiz? biz? bir biz mi var yoksa ortada? ne arıyorsun? ya da arıyoruz? bir şey mi arıyoruz

kayıp lan bir şey mi aranan yoksa ne olduğunu bile bilmediğimiz bir şey mi? biz diyorum bak, sahi kimiz biz? nee kadaar çok soru. midem bulanıyor. bademciklerim şiştiğinden olabilir. başım dönüyor. çok sigara içtiğimdenmiş. neden bir allaaaan kulu çıkıp da cevap veremiyor bana!? kimiz? üstelik şimdi ortada bir "biz" var. kalabalıkları sevmiyorum ben. kahkahalarımı da özledim sanırım. sanırım... kesin olan hiç bir şey yok ama bu böyleyken bile ortada kesin olan bir şey oluyor. efendim? ironi? amına koyayım.

ne arıyoruz kimiz nereye gidiyoruz, sorular çoğaltılabilir. hem de bizzat tarafımdan. beyniniz kulaklarınızdan akana kadar sormaya devam edebilirim sorularımı ama biliyorum bu bir çözüm değil. ne diyor o kadim eserde "adam içeri girdi ve ateş etti" ama bu kadar basit olmamalı ölüm. bir başkasında da sşöyle diyordu. "x bir sabah uyandı ve bir böceğe dönüşmüş olduğunu gördü.". amına koyayım dönüştüğün bir elma armut değil lan böceğe dönüşüyorsun boru mu?! aynı şeyi diyen adamın bir de şato diye bir eseri var aklı sıra bürokrasiye giydirmiş, o konuya hiç girmiyorum, zaten bu yazı bir eleştiri yazısı değil, raad olun. kime diyorsam artık, sanki okuyanım var.

kim? en hınzır gülümsememi takıyorum suratımın orta yerine, gözlerimin etrafı kırışıyor, annem de çok yaşlandı ölür belki yakında. ben hala soruyorum. kim? ne? neden? cevapsız onlarca soru. neden arıyorsun? ya da arıyorum? neden işte? sadece tek bir neden göster bana kafamı kırıcam vallaa! bir neden bile yokken ortada neden sorularını çoğaltmak ve kendi kendine kafa sikertmenin nedeni can sıkıntısı olsa gerek. bak bir neden sonuca kavuştu. en azından bir cevabı var. ama benim de çok canım sıkılıyor. can sıkıntısından g-3 piyade tüfeğiyle ayağına ateş eden bir asker tanıyorum. esasında iyi çocuktur kendisi. neyse, neyse.

bu arada jim morrison diye bir adam var. bir de cümlelere hala küçük harfle başlıyorum. cılız denemelerim var. kaybedince değil vazgeçince yenilirsin diyor kapitalizme malzeme olmuş sol cenah kahramanı. üzgünüm, ben vazgeçiyorum.

o kadar çok şeyden vazgeçiyorum ki aklın hayalin durur, üç gün kabızlıktan sıçamazsın. o kadar şaşırırsın ki götünün ağrısından boş otobüste ayakta gider 4 ay göt üstü oturamazsın. terbiyesizliğin lüzumu yok, biliyorum. aslında hiç bir zaman terbiyesizliğe lüzum yok ama belli bir ölçüde küfür kullanınca anlatım güçleniyor. yaaani, aytmatov diye bi adam var o bile küfür ediyor. halbuki nur yüzlü bir adamcık. ölmüş mü ne. topraaa bol olsun.

ne diyorduk, vazgeçtiklerim;
kim, ne olduğumu sorgulamaktan ve savaşmaktan vazgeçiyorum. ama sanma ki güzel dostum, sanma ki ellerimi başımın üstüne koyup dizlerimin üstüne çöküyorum. ben kaçıyorum, kovalayamayacağım kadar uzaüa kaçıyorum. nefes almanın imkansızlaştığı yüksekliklere.
anlam yüklemekten vazgeçiyorum mesela. ne bu anlam yüklemek, sen de biliyorsun. elma yerken ağzına gelen kekremsi taddan irkilmen ve kusman gerekirken sen hayatına son verdiğin bir elma kurduna üzülüyorsun, zavallı elma kurdunun yetim çocuklarına falan acıyorsun. ben artık yapmıyorum bunu. ne suriyede iki ateş arasında kalmış insanların dramları yüreğimi titretebiliyor ne de sırf giyiminden dolayı ortadoğunun herhangi bir bok kokan kentinde taşlanmış ergenin dramı. dramlara doydum mu ne? önümde adam kessen yüreğim titremez ama bir kediye tekme atsan üstüne atlayabilirim.
artık insanlara sözler vermeyeceğim. tutamadığımdan değil, bazıları değmiyor, anlıyor musun?! anlamazsın biliyorum sen kendinden başkasını düşünmezsin. ancak kendine ve korkundan taptığın tanrına sözler verirsin. korkuyu anlıyorum ama söz vermek nedir yaa. neyse o da senin inancın, saygı falan duyduğumdan değil, bademciklerimn şiş nefes alamıyorum.
insanlar demiştik değil mi. kaçıyorum. anlam yüklemeler. emeğin yüceliği de var tabii. mesela artık bir romanı 2 günde okuduktan sonra yazarının çektiği sıkıntıları düşünmek yok. emile zola madencilerle röportajlar yaparken ebesini siktirmişse banane. sıradan bir tüketiciyim artık. bi karikatür var, çok gülmüştüm ona. neyse önemli olan o değil, 20 yıla kalmadan parlak bir kafaya sahip olacağım. gerçek anlamda. dökülüyorlar. anladın sen.

jim morrison diye bir adam var biliyor musun, 3 temmuz 71'den beri pariste yatıyor. bir de jeff buckley var. onu geç de bir yavuz çetin var. kategorizasyon dalında nobel alabilirdi biraz daha yaşasaydı. ama ben itiraz ederdim. biraz daha yaşasaydı keşke, kim olduğumu bir de ona sorardım. belki beraber uçardık köprüden aşağıya. benimle uçmak ister misin diye sorabilirdi. şarkı o zaman gerçekten anlamlı olabilirdi. bir insan köprüden aşağı kaç saniyede uçabilir ki? jim morrison diye bi adam var ama. yaşamış, ölmüş.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder