dünyadaki bütün kitapları okumanın mümkünsüzlüğünün farkıdayım. peki ya bütün filmler?
bir filmi izledikten sonraki ruh halini-o dünyayı değiştirebilecek ruh halini- milyonlarcasını izledikten sonra korumayı öğrenebilir miyim? çizmeli kedinin dediği gibi bir gün ben de efsane olabilir miyim?
kimseyi takmaz tavırlarla retro izler taşıyarak oldukça umursamaz bir hayat yaşama çabasında olan insanlar görüyorum. ama planları var bazılarının, hayalden tasarı aşamasına geçmiş. efsane eylemler, efsane yolculuklar, efsane yapıtlar yapmak arzusunda olan.. gerçekten kimseyi siklemez yaşıyorsak eğer neden efsane olma kaygısı güdüyoruz ki?
üç silahşörlerin d'artagnan ile tanışmalarından sonra kardinalin adamlarını pataklamalarının hemen ardından, kalabalığın musketeers diye bağırmalarını hayranlıkla izleyen üç silahşörler.. evlerinde pinotche'ye eziyet edip siklemez tavırlarla yaşayan, yiyen, içen, sevişen aynı silahşörler.
ya da bir bukowski. hayatı geldik, yedik, içtik, seviştik, gittik üzerine kurulu bir adam ve ben o adam için gerçekten yaşamış diyebilirim. peki o adam da siklemiyordu hiç kimseyi elbette. siklemiyor muydu? peki neden? neden öyle bir yaşamı seçti. seçimsizlikler sonucu seçmemenin kendisini seçmekle bile bir seçim yapmışken bukowski neden "neden?" sorusunu cevaplayamaz? neden "neden?" sorularını cevaplayamıyorum. hepsini geç bir morrison gerçeği var. o adam neden sürüngenlerden, gerçeklerden, ve gerçek üstü spritüel zamazingolardan aslında korkarken şiirlerinde yer verdi her birine?
neden?
elbette! her cevap kendi sorusunu yaratır. yeni bir soruyu daha doğurur satır aralarından. farkındayım. peki farkındalıkla yapılan zihinsel eziyetler neden?
al bir tane daha işte.
ama biliyorum. onlar dediğim insanlar, çizmeli kedi, athos portos aremis, bukowski, her biri bir çok şeyi siklemiyordu. hatta martin eden bile. ama tek bir konuda her birinin yürüdüğü ayrı ayrı patikalar birleşiyordu;
yapılmayanı(yapılamayanı) yapmak.
öyleyse,
"i'm on the highway to hell!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder